Hemen unuttum onu sevmediğimi, ben ilgi görünce hemen unuturum her şeyi albayım, biliyorsunuz.
-Oğuz Atay
Hemen unuttum onu sevmediğimi, ben ilgi görünce hemen unuturum her şeyi albayım, biliyorsunuz.
-Oğuz Atay
“Maltepe Cami’nin önüne ulaştığımızda kalabalık akıl almaz boyuta ulaşmıştı. İnsanlar, aralarından su sızmayacak bir şekilde yürüyorlardı. Cenaze arabası durdu. Tabutu eller üstünde alıp güçlükle caminin avlusuna taşıdılar. Avluya girmek imkansız gibiydi. Bizi avluya sokabilmek için, “Ailesi geliyor yol açın lütfen” diye bağırıyorlardı. Bu sesleniş, çocukları da benin de çok rahatsız etmişti. Bir tuhaf olmuştuk. “Lütfen öyle bağırmayın” dedik. Güçlükle ilerlerken, bir adam, gözlerinde hüzün, kısık bir sesle, “Biz de ailesiyiz…” dedi. Gözlerim onun gözlerine takıldı “bir an”. Gerçekten yalnız olmadığımızı, işte o “bir an” da gördüm.” (Güldal Mumcu)
-uğur’lar olsun.
to bid you farewell
ah oğuzcuğum atay.
Ve ben oturmuş sandviç yiyordum. Ve opeth dinliyordum. Bir gece vakti ansızın geçmişten aklıma gelenleri düşünüyordum. Ve odama hiç olmadığım bir köşeden bakıyordum; odamın köşelerine bakıyordum, tavanına, duvarlarına. Ve ben duvardaki çocukluk fotoğrafıma bakıyordum, bir köşedeki madalyama, katıldığım konferansların kimlik kartlarına. Ve ben hiçbir şey hissetmiyordum. Ve ben gerçekten boş boş bakıyordum. Sadece sandviç yiyip, duvarlara bakmaktı yaptığım. O oda yabancıymış gibi, o odaya ilk kez girmişim gibi. Halbuki bu kadar hissiz olmam saçmaydı, daha birkaç gün önce yine birinin eski sevgilisi olmuştum, yine bizi sevmemişlerdi, hayır hayır önce oldukça ilgi vardı, hayranlık vardı, takdir vardı, ama sevgi kısmen vardı, kısmen sevgi yetmezdi, yetmezdi demiştim sana zaten, ona da demiştim, o ise bekle demişti, hayır tarih beklemesini bilen tüm kadınları üzmüştür dedim, hayır demedim aslında ama demek istedim, kendime dedim, bitkime dedim, evin önündeki kediye dedim, ona demedim, ama denedim de ona bunu demiyorken, ama dedi ben sana bekle demedim, ama dedim bekle dedin, ama hayır tamam ben beklemek istedim belki de, ama hayır ben belki de hiçbir zaman beklemek istemedim, ben bekleyemedim çünkü bekleseydim senin beklemeyeceğini biliyordum, demedim, bunun yerine beklemeye bile gerek kalmayacak şekilde açık duran konuyu konuştum, açık kitaplı sınavlarda hep daha düşük puan alınır ya zaten, niye dedim, haklısın dedi, niye dedim, sustu, haklıydım, haklı mıydım, haklı var mıydı ya da haksız var mıydı, bu çay çok mu açıktı, güzel değil miydi, canın kahve mi istemişti, ama dedim haklı vardı, keşke olmasaydı dedim, kahven nasıl olsun dedim, fark etmez dedi, fark etmezler aslında fark ederlerdir biliyordum, hep bir test vardır o fark etmezlerde, açık kitap da değildir artık, habersizdir, sözlüdür, hep vardır o sözlüler ama, sözlüde de haklıydım, o değildi, yoksa o mu haklıydı, hayır değildi çünkü hayat bilgisi değildi konu, seçmeli derslerden birinden sözlü yapmıştı ama ben bilmiyordum, bilmem ben bazen, kahvene şeker ister misin, istemem, yorulmuştuk, ben de yorulmuştum o da biliyordu, ama ben onun yorgunluğunu almaya çalışıyordum daha çok, kadınlar böyledir çünkü, kodlanmamız bu şekilde, ya da bir kısmımız böyleyiz, bilmiyorum onu da, önemli de değil, önemli olan onun yaralarını sarmaya çalışıyordum kendime rağmen, kendi yaralarım artıyordu ama, ama olsun diyordum, ben iyiyim yine de, kendimce alışığım ve çıkış yollarım var yine de, ama hayır diyordu senin canını acıtmak istemiyorum, ama diyordum acıtamazsın acıtabileceğin bir yer kalmadı, zaten o acıtmamıştı bittiğinde de, kendim yapmıştım ne yaptıysam, ama geleceğim, ama sinemaya götürmez misin beni, ama işim bitmedi seninle, ama, ama, ama yok, ne ama, işi bitmeyen hiç böyle mi yapar, diyemedim, demedim, ben bazen demiyorum, bazen çok şey diyorum, bazen hiç susmuyorum, bazense hiçbir şey demiyorum, demem gerekli olsa da demiyorum, niye geldin en başından diyemedim, öldürmek için gelmişti biliyorum, merakını öldürmek için, kafasındaki beni öldürmek için, ama yine de niye geldin, diyemedim, hakkımdı bu, ama demedim, kızamadım da, kızmadım da ya da, anladım belki de bir noktasını, sadece niye dedim, kendi kendime ama, gerek var mıydı buna, dedim aynaya, ona diyemediklerimi kendime söyledim, hiç böyle gelmeseydin daha iyiydi diyemedim, uzakta kalsaydın diyemedim, öldürmekti amacı çünkü, en saf insan da olsa herkes karşıdakini kullanır böyle durumlarda, öyle kullanmak değil canım hemen yanlış algılama, yazı yazmak için kullanırsın bazen insanları, öldürmek için, merakını gidermek için, kendi egon için, kendini güçlü hissetmek için, için de için işte, bazen pek çok şey için yaparsın bunu, farkında olarak ya da olmayarak, farkındaydık da niye dedim işte ben de aynaya, o da farkındaydı sen de bunun böyle olduğunun, e niye, e bile bile dedi ayna, ne biçim aynasın dedim milletin aynası daha güzeli daha iyisi yok der sen ne diyorsun, e dedim tamam bile bile de niye ama ne bildin, sonucu aslında önceden bilip bilmediğimi kontrol etmek için dedi, ukala dedim, saçmalıyorsun beni de alet ediyorsun buna, o da biliyordu ama dedi, o bilirse bilsin onla ne alakası var demedim, ben de biliyordum ama neden illa sonucu görmek istedim dedim, cevap vermedi bu sefer, iyi dedim cevap verme, güldüm, sandviçim de bitmişti, şarkı da, 10.54 dakikalık şarkıyı da yemiştim böylece hayatımdan, olsun dedim, kahve içerim üzerine, çay da olurdu aslında, olsun dedim, herkes olduğu yerde sağ olsun, çay da yokmuş, kahve içerim önemli mi hiç çay-kahve dedim, önemli dedi, fark etmez dedim, fark ederdi, ama fark etmezdi, boşver dedim, neler nelerden ne gördük bundan da görecektik tabi ki, boşver dedi ayna, boşverdik beraber, karşılıklı kahve içtik, sigara içtik, şarkıyı başa sardık, her şeyi temizledik, kapattık.
Beklemek:
1. nsz Bir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak.
2. -i Süre tanımak, acele etmemek.
3. -i Bir şeyi, bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek.
4. Ummak.
5. Karşılaşma ihtimali bulunmak.
6. Aramak, istemek.
7. Oyalanmak.
Beklemek. Pek çok anlama çıkabilen fakat bir şekilde dünya tarihi boyunca (veya kadın tarihi mi demeliydim?) pek de iyi sonuçlanmayan eylem. Bir şekilde aslında içi boşaltılmış bir fiil; beklemek kelimesinin tam karşılığını/karşılıklarını uygulamak yerine, sadece daha iyi yapılacak bir eylem yoksa veya o eylemler için üşengeçlik varsa uygulanan eylem. İnsan neyi bekler, neyi beklemeli, ne kadar beklemeli? “Yeterse yeter” demenin vakti ne zaman gelir? Pek çok değişkenlik hali… Aslında en başından bilinen cevabın sorusunu sorma hali birnevi ve o cevaba gerçekten ulaşıp ulaşılamayacağını görme isteği. Standart akış içerisinde –ki akış halini yakalamak çok da zor olmasa gerek- bir şekilde durma ve nefes alma zorunluluğunun etkisi.
Güneşin tam tepede olduğu, insanın gölgesini bile göremediği bir gündü. Saat de duruma uygun biçimde, caddedeki insanların yuvadan çıkan karıncalar gibi sağa sola hızlı adımlarla hareket ettikleri bir saatti. Bu telaş içinde, ilerideki bankta oturan, muhteşem bir manzaraya temaşa edercesine bakma isteği uyandıran bir kadın vardı. Duran tek insan… Yanındaki küçük valiz ve oturduğu banktan anlaşıldığı üzere tren saatini bekliyordu. Yapacak daha iyi bir işim olmadığı için oturdum ve onu izlemeye başladım. Önce siyah, deri çantasını açtı, içinden cüzdanını çıkardı ve içindekilere baktı. Çantasını kapatırken uzun, ince parmaklarının arasında tuttuğu sigarasını yanındaki boş sigara pakedinin içine söndürdü. Sonra bekledi, beklemekten sıkılır gibi sağa sola bakındı, öfledi, pöfledi, kalktı biraz dolaştı ve tekrar bekledi. Uzuun bir süre bekledi. Ben de onunla birlikte beklemeye devam ettim. Sanki o günkü tek hedefim kadının gidişini görmek için beklemek olmuştu. Bu bekleme süreci içerisinde, tepedeki güneş yer değiştirmiş, açısı düşmüş, ışığı azalmıştı. Anlam vermeye çalışıyordum kadının neden hala beklediğine veya neden bu kadar saat bekleyebilecek bir şekilde bu banka geldiğine. Ve beklemekten sıkılan kadın kalktı, valizini alıp şehrin kalabalığına karıştı. Gitti. Kafam karışmıştı kadının gidişine ve bir şekilde de sinirlendiğimi hatırlıyorum, anlam verememiştim çünkü ve bütün günümü onun nereye gideceğine, gitmeden önce neler yaptığına/yapacağına kafa yorarak harcamıştım ve o bir şekilde beni yüzüstü bırakmıştı- bilmediği halde. Kızmıştım. O gittikten sonra gar’a girip, gişedeki görevliye o gün, o saatlerde hangi şehirlere tren seferleri olduğunu sordum. Nedenini bilmediğim bir şekilde kadının nereye gitmek için bu kadar saat beklediğini ve neden o kadar bekledikten sonra gitmediğini öğrenecektim. Görevlinin verdiği cevap “Bu saatlerde herhangi bir sefer yok” olmuştu. Hiçbir tren seferi yokken beklemeyi seçen fakat daha sonrasında sıkılan bir kadın… Kiremitte pişmiş alabalık rüyası gibiydi ve gitti.
Tarih de kendini tekerrür ediyor, zaman da. Her şey sadece bir an. An’ı yakaladın, bitti. İçindeydin, bitti. Tüm dengesizliği atıp yeni bir dengeye ulaştığında, ki virgülden öncesi de değişebiliyor hayattaki diğer her şey gibi, yeni bir denge geliyor. Her an bir denge üzerine, dengesizlik de olsa bu denge. Gülümseyerek boşverdiğin her şey karşına çıkabiliyor, “Önemli aslında bu, boşverme” dercesine ama o da geçiyor, değişimin değişkenliği de bu işte. Gerçekler gibi. Yine suçlu yok, sadece yürürken insanların kolları çarpıyor bir diğerine ve yürümeye devam ediliyor, hayat işte. Hedefin aslında yürümek olmadığı yer, anlamsız bir noktada da. Yükle dolu olan insanlardaki tek anlam ise yer çekiminin harici bir yük yaratmama çabası başkalarında; kimseyi etkilememe ve bu süre zarfında da anlamaya çalışma, anlama, anlayamama.
Böylece yine bir sigara yakıp bakmalı geri kalan hayata. Durgun, durağan, belki de eski dengeye geçebilmek için. Bilim diyoruz, termodinamik diyoruz, denge diyoruz, kime diyoruz… Şimdi yeni yollar var. Ayaklar aşınmaz, en fazla ayakkabı aşınır, en fazla yeni yol ararken kaybolunur. Olsun, bazen tek başına kaybolmak gerekir… ki zaten hayatta her anlamda kayıp olan insanlar için olması gereken de budur.
Gülümse ve sigaranı yak. Hayat kaldı elinde.
deyimyerinde sordu: ama böyle tezcanlı gibi yayınlamak hoş değil.
napsak yaranamıyoruz arkadaş :)
deyimyerinde sordu: terkedilmiş buralar?
yok terk edilmedi, çayın demlenmesini bekliyore :)
Underground Poetix #10’daki “Gençlik Altkültürü” yazım ile ben de derginin sayfaları arasındayım. Güzel bir kolaj olmuş, keyifli okumalar.
grails’i sev bebek. grails-take refuge.
Anonim sordu: 1of3 Yazilarinin henuz bir kacini okudum icerik ve dilin beni cok etkiledi, ardindan blog sayfani ve tweetlerinin bir kacini okudum, yaptiklarin benim bulundugum yerden ne kadar eglenceli gorunuyor bilemezsin.Blog sayfasina koydugun parcalarada ayrica hayran kaldim ancak dust in the wind calmiyor haberin olsun. Seninle konusmayi yada yazismayi cok isterim ve bunu bolca yapabilecek zamanimin olmasini. En buyuk korkum ilgini cekebilecek birseyler anlatamamak eger benimle konusursan bir gun.
Teşekkür ederim, “komşunun çimenleri her zaman daha yeşil görünür” :) şarkılar bazan çalmıyor, artık yapacak bir şey yok onlara da. herkesin herkesten öğreneceği bir şeyler vardır :)
Anal eğilimlerdeki insanlara oral muameleler
Yasak!
Bir junk gecesi atılan nefret söylemleri ve buram buram tütün ve alkol,
Ve sonsuz haykırışlarda insanlık.
Kimileri tren raylarında yıllık intihar denemeleri için bekliyor,
Bilmiyor tabi tren seferleri çoktan iptal olmuş, Kadıköy’e giden yollar kapalı.
Kaderi çoğumuz gibi sıradan olacak ve
82 yaşına geldiğinde evine giderken yoldan geçmekte olan bir araba altında kalacaktı,
Bilmiyordu.
Bilmiyorduk.
Halbuki kaybettiği umudu geri kazanmak için evinde Pink Floyd plakları çalan bir gençti zamanında,
Güzeldi, herkes gibi.
Bahçesinde çit yoktu, junk dostları vardı ve birsürü de kitabı, kedisi, plağı
“Bu kadar” derdi, “Dünya bu kadar, fazlasına ihtiyacım yok”
Yok muydu sahiden de
İdeoloji sansasyonları, sansürlenen filmler, irrite dostluklar ve ironik insan tabiatı
Yoktu sahiden de.
Her gün kırılıp dağılırken artık sesini çıkarmıyordu
Belki de sırf bu yüzden, belki de doğuştan farkındaydı durumun, belki de gerçekten hiç sevmedi insanları
Köpekler, köpekleri sevdi, bir de kedileri ve kuşları
“Köpekler” derdi, “Hiçbir köpek ısırmadı beni bugüne kadar”
İnsan kopardı bacağımı,
Şaşırmıyordu yine de bu duruma, gülümsüyordu içinden
Her şey olabilirdi, bak diyordu, her şey orospu zaten; o, bu, şu,
İnsanlar neden olmasın
Ama diyordu, inan, yine de çok çabaladım sevmeye insanları,
Ama diyordu orospuluk bile ahlaklıca yapılmalı
Bazen de susuyordu, sadece içiyordu, surat asıyordu –sıklıkla da toplum içinde.
Toplum içinde sinirlenmek veya surat asmak kabalıktı halbuki veya çocukluktu veya sadece uygunsuzdu –yine topluma göre
Onu hiiiç ilgilendirmezdi bu durum.
Yerlere çöp atmazdı belki, çimlere de fazla bastığını görmedim
Ama toplum içinde öfkelenmesi gerekiyorsa öfkelenirdi.
Sonra tekrar susardı, tekrar “İnsan” der ve geçerdi, kendini yenmeye çalışan bir bilgisayar gibi
Yeniden doğmaya çalışan bir bitki gibi… İşe yaramazdı.
Zaten insanları irrite ederdi, ne demek canım toplum içinde öfkelenmek, nesin sen insan mı?!
İşte bu yüzden bolca susardı.
Zaten Jim Morrison çoktan ölmüş, punk bitmiş, beat Türkiye’ye gelememişti,
Sustu.
Çarpık dişlerini yaptıran ve çarpık ilişkiler yaşayan kadınları ve adamları gördü,
Patates kızartması da kalorisiz olmalıydı tabi ki! Dünyamızın tek derdi sıfır beden olmak,
Bize ne canım ondan bundan, bize ne silahlanmadan, terörden, insan haklarından, yasaktan, sansürden, açlıktan,
Biz kendimize bakarız,
Ayna karşısında.
Bakıp da bir kimlik geçirir üzerimize, öyle çıkarız sokağa.
“Hayat sokakta” deriz sonra,
Peki ya sonra?
Sonrası böyleyken böyle işte,
Neyse, hadi bitir de çayını tazeleyeyim.
Caribou-Pelican Narrows